
Sulugözlüydü Hatun kişi.. Üzülüp, kırılıp ağlamazdı ama.. Sıkılınca ağlardı, sıkılmasına engel olamadıysa.. ya da sinirlendiğinde.. bağırıp çağırmazdı her sinir halinde. kendi kendine kalıp atardı, atmak isterdi sinirini.. ya bu kendi kendine kalma hali gerçekleşmezse? gerçekleşemezse? işte o zaman ağlardı.. zaman, mekan farketmeden, umursamadan..
Ağrıdan, sızıdan değil, canı gerçekten “yandığında” ağlardı.. canını yakan kendi yalnızlığı, kendi aşkı da olmazdı ki.. acıdığından değil de, aslında nedenini o da bilmezdi ya, ekmeğini almış, evine giden yaşlı amcayı görünce ağlayabilirdi mesela.. yalnızdı amca, belki de eve bu kadar yavaş gitmesinin sebebi de buydu, yürümeyi güçleştiren kireçlenmiş kemikleri değil..
Ağlaması için en dramatik, en sıkıntılı filmlere de ihtiyaç yoktu.. en basitinden, romantik komedi filmlerindeki “sözde romantik” sahnelerin en “komedi” içerikli kısmında ağlayabilirdi.. ya da en romantik sahnenin en komik kısmını o hala buğulu gözlerle izliyor olabilirdi..
İşte.. normalden uzak, anormale ise pek yakın bir sulugözlülüktü onunki.. niceliği belirsiz, niteliği..?
*
**
***
P.S :
“Ağlamak güzeldir,
Dökülürken yaşlar gözünden..”