“Önce kadınlar ve çocuklar”.. Derler ya hani, ilk kurtarılması gerekenler diye.. Belki de en çok zarar görenler oldukları içindir değil mi?
Lübnan’da, savaşın tam ortasında yaşananların yalnızca bir kısmı olmasına rağmen o kadar dokunan, o kadar yaralayan bir hikaye ki Incendies (İçimdeki Yangın).. Savaş denen şey yalnızca bir “aile”nin hayatını böyle ters yüz etti, peki diğer pek çok aile? Bu filmdeki yalnızca bir kadının yılları kadınlığını yaşayamadan geçti, peki diğer binlerce kadın?
Film sonunda bu sorular aklınızda dönerken ekrana kilitlenmiş, farkındalığın verdiği şokla yalnızca düşünüyorsunuz. İnançların ardına gizlenmiş iktidar kavgası, silahların ucuna bağlı hayatlar ve yok oluşu tek bir söze bakan umutlar.. Tüm bu duyguları o kadar yoğun yaşatıyor ki film size.. Şoku atlattıktan sonra akla gelen sorunun “daha neler oluyordur, biz daha neler bilmiyoruz..” olması hiç de şaşırtıcı değil..
Belki benim Ortadoğu merakımdan, belki herkeste olan “insanlık” dürtümden, belki de sadece filmin iyi çekilmiş olmasından bu kadar etkilendim. Ama şu bir gerçek ki, derler ya, asıl film orada yıllarca çekildi. Finalini hala göremediklerimiz var. Mutlu sona ulaşabilense, yok..
Mutlu son yok!Evet, kimin kimle neyle kavgası varsa sonunda herkes mutsuz.. Yıllarca savaşı yaşayan, savaştan kaçırdığı hayatında hala savaşan Nawal da, savaşın yıllar sonra hayatlarına burnunu soktuğu Simon ve Jeanne de..
İnanç kavgasndan, hırstan alev alıp ülkeyi, beraberinde insanları yangına çeviren, umutları nefretle yakan bir savaşın hikayesi “İçimdeki Yangın”..
Etiketler:film, içimdeki yangın, Incendies, lübnan, savaş
